HÜDA PAR, Süresiz Nafaka'nın Yeniden Düzenlenmesi İçin Çağrıda Bulundu

Süresiz nafakanın toplumsal bir cinnetin önünü açmakta olduğuna dikkatleri çeken HÜDA PAR Genel Merkezi, toplumun hassasiyetleri esas alınarak bunun yeniden düzenlenmesi çağrısında bulundu.

Süresiz nafakanın beraberinde birçok olumsuzluğu getirdiğini belirten HÜDA PAR, bu düzenleme ile sorunların daha da derinleşmesine, kin ve adavet oluşturup şiddet, cinnet ve cinayetlere davetiye çıkararak ailelerin darmadağın olmasına neden olduğuna dikkatleri çekti.

Süresiz nafaka ödeme uygulaması binlerce erkeği mağdur ederken, nafakanın oluşturduğu tahribat ise tepkilere neden oluyor. Türkiye’de nafakasını ödeyemediği için 25 bini aşkın erkeğin cezaevinde olduğu belirtilirken, HÜDA PAR Genel Merkezi tarafından yapılan değerlendirmede ise, bu uygulamanın ahlaksızlığa teşvik, evlilik kurumuna büyük darbelerden biri olduğuna vurgu yapıldı.

Boşanan erkeğin eski eşine ömür boyu yüksek miktarlarda nafaka ödemesini öngören kanunlar, nafaka alan kadının bu haktan faydalanabilmek için bir daha evlenmemesine sebebiyet verdiği ifade edilen açıklamada, nafaka ödeyen erkeğin ise ömrü boyunca ödemek zorunda kaldığı nafakanın mali külfetinden dolayı yeni yuva kuramamasına neden olduğu belirtildi.

Süresiz nafaka yasasının toplumsal bağlamdaki tahribatların önemli ayağını oluşturduğuna vurgu yapılan açıklamada, adaletten ziyade ayrımcılık mantığı üzerine kurulu her türlü düzenlemenin, toplumsal düzen ve işleyişi önemli ölçüde sekteye uğrattığı belirtildi.

“Süresiz nafaka ailelerin darmadağın olmasına neden olmaktadır”

Medeni Kanundaki nafaka düzenlemesinin aile ile ilgili mevzuatın önemli handikaplarından olduğunun altı çizilen açıklamada, “Kanunların, insanların haklarını güvence altına alması, insanlar arasında çıkan sorunları adil bir çözüme kavuşturması gerekirken nafaka ile ilgili söz konusu düzenleme sorunların daha da derinleşmesine, kin ve adavet oluşturup şiddet, cinnet ve cinayetlere davetiye çıkararak ailelerin darmadağın olmasına neden olmaktadır.” ifadelerine yer verildi.

“Yoksulluk nafakası yükletilen eş, çoğunlukla maaşının geriye kalan kısmıyla bir ev ve yuvayı geçindirememekte”

Yoksulluk nafakası yükletilen eşin, maaşının geriye kalan kısmıyla bir evi geçindiremeyeceği tespitine yer verilen açıklamada, “743 sayılı mülga Türk Kanun-u Medenisi’ne 04.05.1988 tarihinde getirilen ve nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaksızın, boşanma sebebiyle yoksulluğa düşen tarafa süresiz nafaka tesis edilmesine ilişkin düzenleme, 2001 yılında kabul edilen 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nda da büyük ölçüde korunmuş olup yürürlüğü devam etmektedir. Bu kanunların uygulamasına göre boşanmış kadın, yeni bir evlilik yapmadığı veya sigortalı bir şekilde çalışmadığı müddetçe boşandığı eşinden ömür boyu nafaka alma imkânına sahiptir. Nitekim yoksulluk nafakası yükletilen eş, çoğunlukla maaşının geriye kalan kısmıyla bir ev ve yuvayı geçindirememekle birlikte yeni bir evlilik yapacak olduğunda nafaka problemiyle karşı karşıya kalmaktadır. Mevcut Medeni Kanun, evlilik bağı bir gün dahi sürmüş olsa; boşanma davası sürecinde çoğunlukla kadın lehine tedbir nafakası, dava sonrasında da ömür boyu yoksulluk nafakası bağlanmasına imkân tanımaktadır.” denildi.

“Ahlaksızlığa teşvik, evlilik kurumuna büyük darbelerden biridir”

“Kusuru nafakaya engel bir kıstas olarak almayan mahkemeler, nafakayı yoksulluk esası üzerinde bina etmiştir.” diye belirtilen açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Sadakatsizlik, aldatma, evlilik sırasında gayr-ı meşru ilişkilerin dahi mahkemelerde nafaka düzenlemesi için kusur olarak kabul edilmemesi, yasanın toplumsal bağlamda büyük tahribatlar yapmasının en önemli ayağını oluşturmaktadır. Bu durumlarda dahi kusurlu tarafa nafaka verilmesinin hükme bağlanması, insan vicdanının, haysiyetinin, onurunun asla kabul edemeyeceği bir husustur. Ahlaksızlığa teşvik, evlilik kurumuna büyük darbelerden biridir.”

“Nafaka meselesi 1 milyon kişiyi yakından ilgilendirmektedir”

Toplumdaki yozlaşma ve kültürel bozulmaya dikkat çekilen açıklamada, “Toplumdaki ahlaki yozlaşma, kültürel bozulma ve ailenin korunmasına yönelik hukuki düzenlemelerden feragatler, evlilik hızını düşürmekle birlikte boşanma oranlarını arttırmıştır. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre 2016 yılında evlenen çift sayısı 594 bin 493 iken 2016 yılında boşanan çift sayısı 126 bin 164’tür. Yine 2017 yılında evlenen 569 bin 459 çifte karşılık 128 bin 411 çift boşanmıştır. Boşanmayla sonuçlanan evliliklerin yüzde 3,2’si ilk 1 yıl içerisinde, yüzde 35,5’i, 1-5 yıl aralığında ayrılmayla noktalanmıştır. Bu istatistikler her dört evlilikten birinin boşanmayla sonuçlandığını göstermekte ve toplumsal yapının sıhhati açısından alarm vermektedir. Nafaka meselesi, önceki yıllarda boşanan çiftlerle birlikte bugün en az 1 milyon kişiyi yakından ilgilendirmektedir. Henüz 2018 yılı verileri paylaşılmamış olmasına karşın bu rakamlarda artış olduğu gözlemlenebilecektir.” ifadelerine yer verildi.

“Nafakasının kesilmemesi için pek çok eş, haksız bir şekilde nafakadan yararlanmaktadır”

Süresiz nafakanın toplumsal bir cinnetin önünü açmakta olduğunun altı çizilen açıklamada, “Evlilik bağına bir kutsiyet atfetmeyen pek çok kişi, süresiz nafakayı bir gelir kapısı olarak kullanmakta; gayr-ı meşru ilişkilerini dahi eski eşinden aldığı nafaka ile finanse etmektedir. Yine, nafakasının kesilmemesi için pek çok eş, sigortasız çalışmayı göze almakta ve haksız bir şekilde nafakadan yararlanmaktadır. Nafakayı ödemeyen veya ödeyemeyen eş, tazyik hapsiyle karşı karşıya kalmakta, nafaka borçları faizle birlikte çok ciddi meblağlara ulaşmaktadır. Evlilik sürecinde büyük masraf kalemlerini çoğunlukla erkek tarafının yaptığı, kredi borçları ile birlikte azımsanmayacak borç yükü altına girdiği toplumsal gerçekliğimizin bir parçasıdır. Bunun üzerine süresiz nafaka yükümlülüğünün de eklendiği tüm bu adaletsizlik ve haksızlıklar, toplumsal bir cinnetin önünü açmakta; zaman zaman intikam hırsıyla şiddet ve cinayet olaylarına da neden olmaktadır.” denildi.

“Süresiz nafaka toplumun hassasiyetleri esas alınarak yeniden düzenlenmeli”

Süresiz nafakanın suistimallerin önünü açtığına vurgu yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Görüldüğü üzere toplumsal dengeler, hassas ölçüler üzerinde kurulmuştur. Mevzuattaki küçük bir yanlışlık, önemli toplumsal olay ve problemlerin tetikçisi olabilmektedir. Erkeği de kadını da gayrı meşru ticari ve gönül ilişkilerine, hatta gayrı resmi evliliklere teşvik ve icbar eden bu nafaka ile ilgili mevzuat; toplumun hassasiyetleri, inanç ve adetleri esas alınarak yeniden düzenlenmeye muhtaçtır. Bu düzenleme, çalışmayan, çalışma imkânı olmayan, kendisine bakacak hiçbir yakını ve akrabası olmayan kadınlar da gözetilerek yapılmalıdır. Bu yeni düzenleme, suistimalciler ile gerçek mağdurları net bir şekilde birbirinden ayırabilmeli, suistimallerin önüne muhakkak geçmelidir.”

Hukuki düzenlemelere adaletle yaklaşılması önerisinde bulunulan açıklamada, “Unutulmamalıdır ki, insan odaklı olmayan ve toplumsal gerçeklikten uzak, adaletten ziyade ayrımcılık mantığı üzerine kurulu her türlü düzenleme, toplumsal düzen ve işleyişi önemli ölçüde sekteye uğratmaktadır. Bu anlamda her hukuki düzenleme, taraflara adalet ölçüsünde yaklaşmalı ve toplumsal gerçekliklerle bağdaşmalıdır.” denildi.